Vergi İncelemesinin Amacı Nedir ? ,Vergi ödevine ilişkin temel ilkeler Anayasamızın “Temel Haklar ve Ödevler”i düzenleyen İkinci Kısmının “Siyasi Haklar ve Ödevler”in tanımlandığı Dördüncü Bölümünün “Vergi Ödevi” başlıklı 73. maddesinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda;
“Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.
Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.”

“Kamusal gereksinimleri karşılamak için kişi ve kurumların mal varlıklarının bir bölümünün devlete geçirilmesi, bu yolla kamuya aktarılması” anlamındaki vergi, “devletin egemenlik gücüne dayanarak kamu giderlerine katılımı sağlamak amacıyla kişilerden aldığı ekonomik değerler” olarak tanımlanabilir.”

Vergi İncelemesinin Amacı Nedir?

Vergi İncelemesinin Amacı Nedir?


Anayasa’nın 73. maddesinin ilk fıkrasında, kamu giderlerini karşılamak üzere alınan verginin “mali güce göre alınması” ve “genelliği” ilkeleri benimsenmiştir. Genellik ilkesi, mali gücü olan herkesin, vergi yükümlüsü olmasını ve ayırım gözetilmeksizin gelir, servet veya harcamaları üzerinden vergi ödemesini gerektirir.
Mali güce göre vergilendirme ise, verginin, yükümlülerin ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, mali gücü fazla olanın, az olana oranla daha fazla vergi ödemesi gereğini belirtir. “Mali güç”, genellikle “ödeme gücü” anlamında kullanılmaktadır.

Kamu maliyesi

yönünden gelir, servet ve harcamalar mali gücün göstergesidir. Verginin, herkesten mali gücüne göre alınması, aynı zamanda eşitlik ilkesinin vergilendirme alanına yansımasıdır. Anayasa’nın 10. Maddesinde yer alan “yasa önünde eşitlik” ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlayarak yasa karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek olduğundan, bu ilkenin, vergi yükünün dağılımında gözetilmesi gereken temel bir unsur olduğu kuşkusuzdur.
Mali gücü aynı olanlardan aynı, farklı olanlardan da farklı tutarda vergi alınması vergide eşitlik ilkesinin esasını oluşturur. Bu bağlamda, 73. maddenin ikinci fıkrasında da vergi yükünün adaletli ve dengeli bir biçimde dağılımı öngörülerek eşitlik ve hukuk devleti temelinde maliye politikasının sosyal amacı vurgulanmıştır.”

Bu noktada, vergi adaleti bakımından vergilendirmede boşluk kadar verginin mükerrerliği de haksız ve sakıncalı bir durumdur. Nitekim, 4837 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle 2003 yılı içinde alınan motorlu taşıtlar vergisinin aynı yıl içinde aynı miktarda ek vergi adı altında ikinci kez alınması Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’nın 73. maddesine aykırı görülmüştür.

İptal kararına ilişkin gerekçede açıklandığı üzere, 197 sayılı Yasa gereğince 2003 yılı için motorlu taşıtlar vergisi Vergi Usul Kanunu’na göre yeniden değerleme oranı uygulanmak suretiyle zaten güncelleştirilerek alınmaktadır.
Güncelleştirilen yeni miktar üzerinden 2003 yılında ikinci kez ek vergi tahakkuk ve tahsil edilmek suretiyle vergi yükü araç sahipleri aleyhine ağırlaştırılmakta, gelir ve kurumlar vergisi yükümlüleri gibi diğer vergi mükelleflerine de yansıtılmamaktadır. Bu durum, vergi yükünün dengeli, adil, ölçülü ve eşit dağılımını engelleyerek Anayasa’nın 73. maddesinde öngörülen vergilendirme ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır.”
Gerek vergi kavramının tanımına yönelik ortaya konulan unsurlar, gerekse Anayasamızda vergi ödevine ilişkin ifade edilen temel ilke ve esaslar dikkate alındığında, vergi ilişkisinin hassas bir denge üzerinde oturduğu anlaşılmaktadır.

Vergi hukuku,

kamusal yarar ile bireysel çıkarların çatıştığı bir alandadır. Bireysel çıkar olgusu, bireyin yasal çerçeve içinde mümkün olan en az vergi yüküne muhatap olma eğiliminden kaynaklanır. Kamusal yarar ise vergi idaresi tarafından verginin, kamusal harcamaların kaynağını oluşturması nedeni ile tam ve zamanında alınmasından doğan yarardı.”
Vergi ilişkisi çerçevesinde, hem vergilendirmenin ve vergilendirme işlemlerinin muhatapları (vergi yükünü taşıyanlar) hem de vergilendirmenin hizmet ettiği amaç bağlamında vatandaşlar (kamu hizmetlerinden faydalananlar) olmak üzere toplumun içe içe geçmiş iki önemli alanı kesişmektedir.
Vergi İncelemesinin Amacı Nedir? ,Dolayısıyla, vergilendirmeye ilişkin kuralların ve uygulamaların vergi sisteminin amaçlarına uygun olarak işlemesi, hem vergiyi yüklenen hem de verginin finanse ettiği alan itibari ile telafi edilmeyecek derecede önemi bulunmaktadır.

Bu nedenle, belirli bir egemenlik olgusuna dayanan vergi ilişkisinin vergi yasalarında soyut olarak tanımlanan şekline uygun biçimde tesis edilebilmesi için, bu ilişkinin öngördüğü yükümlülüklere aykırı davranışların engellenmesi gerekir. Bu ise sağlıklı bir vergi denetimi ve ceza sistemine bağlıdır.

Devlet

ve kişi arasında, vergiden doğan ilişkide, hem şekli ödevler hem de maddi borç açısından bir zorlama (cebrilik) ve gönülsüzlük bulunmakla birlikte devletin varlığını sürdürebilmesi ve sunması gereken hizmetleri finanse edebilmesi için ihtiyaç duyduğu kaynakları özel kesimden aktarabilesi için mali egemenliğini destekleyici mahiyette bir denetim ve ceza sistemini hayata geçirmesi gerekmektedir.
 Bu gereklilik, vergi hukuku içinde önemli bir kesit olarak vergi ilişkisinin denetim unsurlarının ve vergi ceza normlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak, bu noktada denetim ve ceza sistemi ile korunan yararı sadece “hazine” ile sınırlamak, bireyi ihmal eden bir bakış açısı sunar. Nitekim, herkesin vergi ödevini gereği gibi yerine getirmesi sağlanarak, dürüst mükelleflerin hukuki menfaatleri de korunmaktadır.”
 Vergi mükellefleri dayanışık bir topluluk oluştururlar. Bireyler bakımından vergi mükellefiyeti, ancak devletin diğer vergi mükelleflerinden de vergiyi tahsil edeceği garanti altına alınmışsa, katlanılabilir. Bu nedenle, bütün vergi mükelleflerinin kanundan doğan vergi yükü kısmını taşımalarını sağlamak için devletin tüm uygun ve gerekli araçları kullanması, her dürüst vergi ödeyicisinin yararınadır.”

Bu nedenle, vergi denetimi ve vergi cezaları vergi yükünün dağılımının adil ve eşit şekilde olmasını korumaktadır.

Vergi ilişkisinde, anayasal bir ilke olarak kişilerin mali güçlerine orantılı şekilde vergi yükümlülüğüne tabi tutulmaları esası benimsendiğinden bu yükümlülüğün kişilerin görünürdeki değil gerçek durumlarına göre dağıtı!ması gerekmektedir. Vergi yükümlülüğü karşısında isteksiz olan kişilerin vergi yükümlülüğünü etkilemek açısından gerçek durumlarından farklı görüntüleri ortaya koymaları mümkündür.
Ancak, idareye kişilerin vergilendirme karşısındaki gerçek durumunu tespit etmek ve gerçek durumunu esas almak açısından açık bir görev verilmiştir. Bu gerekliliğin bir uzantısı olarak da vergilendirmede esas alınacak durumun tespiti bakımından serbest delil sistemi benimsenmiştir.

VUK’un

“Vergi Kanunlarının Uygulanması ve İspat” başlıklı 3. maddesinin ispat kısmını düzenleyen (B) fıkrası uyarınca;
“Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz.

İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.”

Vergilendirme sürecinde, beyan esası kapsamında yükümlünün gerçek durumunu ortaya koyması, Vergi idaresinin de beyan esasını desteklemek üzere vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetini araştırması ve tespit etmesi ve bu durumu esas alarak vergilendirme sürecini yönlendirmesi gerekir.
Anayasa’da belirtilen “herkes” ibaresi, vergi ilişkisi karşında her şahsın gerçek durumuyla kavranması zorunluluğunu ortaya koymuştur. Vergi yasaları karşısında her şahsın gerçek durumunun tespit edilmesi, vergi ödevinin eşitlik ve adalet içinde dağıtılmasını sağlamak Vergi idaresinin temel amaçlarından biridir. Bu amaç beyana dayanan sistem içinde ancak denetim ve kontrol unsurlarının desteğiyle mümkündür.
Vergi sisteminin başarısı, vergi yasalarının iyi düzenlenmiş olmasının yanında aynı zamanda vergilemenin doğrudan veya dolaylı bir şekilde etkin denetimine bağlıdır. Ülkelerin ekonomik ve sosyal yapısına uygun yasalar yürürlükte bulunsa ve gelir idaresinin isleyişi mükemmel olsa bile vergi denetiminin yapılmaması ya da olması gereken nitelik ve etkinlikte uygulanmaması halinde sistemin zaman içinde bozulması ve doğru işlememesine neden olur.”
Bu kapsamda, ülkemizde vergi ilişkisi içinde beyan esası temel eksen olmakla birlikte vergi idaresinin yükümlüyü kontrol ve denetimi açısından çeşitli unsur ve araçlar öngörülmüştür. Bunların başlıcaları; yoklama (VUK md. 127-133), bilgi isteme (VUK md. 148-152), vergi incelemesi (VUK md. 134-141) ve arama (VUK md. 142-147), muhafaza ve ibraz (VUK md. 233-256) ile izahat isteme ve işyerini gezip görmedir. (VUK md. 257)

Vergi ilişkisinin kontrol ve denetimine yönelik bu unsurlar arasında idarenin vergi yükümlüsünü en kapsamlı şekilde gözden geçirdiği ve denetlediği araç vergi incelemesidir. Vergi incelemesi gerekli olduğunda yapılacak fiili envanter, yoklama veya arama sonucu ele geçirilecek defter,

kayıt ve belgeler dahil olmak üzere her türlü delil ile araştırma sonucu elde edilecek bilgi ve bulgular da dahil olmak üzere, mükellefin defter, belge, hesap ve kayıtlarının incelenmesi suretiyle mükellef tarafından ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunun saptanmasıdır.

Vergi incelemesi

etkileri itibariyle çok yönlü bir faaliyettir. Her şeyden önce inceleme süresinde mükellefin bilmemekten, anlayamamaktan veya yanlış anlamaktan dolayı yapmış olduğu hatalar düzeltilmekte, bilgilenmesi sağlanmaktadır. Bu yönüyle mükellefin vergiye gönüllü uyumunu da destekleyerek daha doğru beyanda bulunmasına yardımcı olan bir süreçtir.

Ayrıca, kasıtlı şekilde vergi ziyaına neden olan mükelleflerin vergi kaçırmalarını önleme yönüyle de inceleme verginin eşit ve adil olarak dengeli şekilde dağıtılması ilkesinin tatbikine imkan sağlamaktadır. Bu bağlamda, vergi mevzuatına aykırılık durumunda gündeme gelen yaptırımların da uygulanmasını sağlayarak vergi sisteminin etkin şekilde işlemesine destek olmaktadır.

Vergi İncelemesinin Amacı Nedir?, amacı, yapılma yöntemi ve etkileri itibariyle yükümlü üzerinde kamu hukukunun baskın unsurlarını egemen kılan etkin bir araçtır. VUK’un 134. maddesinde vergi incelemesinin amacı, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olarak belirtilmiştir.
Dolayısıyla vergi incelemesinin hukuki mahiyetine ilişkin açıklamalar sırasında da yer verileceği üzere vergi incelemesi idarenin tek başına araştırma ya da tespite yönelik bir işlemi olmayıp vergi ilişkisini gerçek duruma uygun şekilde tesis etmeye yönelik sürecin (zincir işlemin) bir halkasıdır.
Nitekim, vergi incelemesinden maksat kapsamında vergi incelemesinin amacı sadece ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak ve tespit etmekle sınırlı olarak ifade edilmemiş aynı zamanda bu doğruluğun sağlanması hedefi de ortaya konulmuştur. Bu nedenle, ön/hazırlayıcı mahiyetteki vergi incelemesi esasen tarhiyat ve ceza kesme işlemleriyle tamamlanan bir dizi işlemler zincirinden (zincir işlemden) oluşmaktadır.

Diğer yandan, VUK’un 134. maddesinde vergi incelemesinin amacı olarak sadece ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunun araştırılması, tespit edilmesi ve sağlaması belirtilmiş olsa da esasen VUK’un 364 ve 367. maddeleri de dikkate alındığında vergi incelemesi Vergi Kanunlarına aykırılık nedeniyle ortaya çıkan vergi ve diğer cezaların uygulanmasına da temel dayanak noktası oluşturmaktadır.

Diğer bir ifadeyle vergi incelemesi sadece vergilendirme işlevine hizmet etmekten ziyade vergi ilişkisinde ortaya çıkan cezayı gerektiren durumlara ceza uygulanması sürecine de işlerlik kazandırmaktadır.

VUK’un

“Cezayı Gerektiren Olayın Tespiti” başlıklı 364. maddesi uyarınca, vergi cezalarını gerektiren olaylar vergi dairelerince veya yoklamaya ve vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından tespit olunur. Yoklama ve vergi incelemesi sırasında rastlanan, vergi cezasını gerektirici olayların, raporlarda gösterilmesi, delillerin kaybolması ihtimalinin bulunduğu hallerde bunların tutanakla tespit edilmesi mecburidir.
Ayrıca, VUK‘un “Bazı Kaçakçılık Suçlarının Cezalandırılmasında Usul” başlıklı 367. maddesinin 6009 sayılı Kanun’la değişik ilk fıkrası uyarınca; yaptıkları inceleme sırasında VUK’un 359. maddesinde yazılı suçların işlendiğini tespit eden merkez inceleme elemanları tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla doğrudan doğruya ve

vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık tarafından keyfiyetin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi mecburidir. Bu suçların işlendiğine sair suretlerle ıttıla hasıl eden Cumhuriyet başsavcılığı hemen ilgili vergi dairesini haberdar ederek inceleme yapılmasını talep eder.

Kamu davasının açılması, inceleme neticesinin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesine kadar ertelenir. Vergi cezaları (vergi ziyaı ve özel usulsüzlük de dahil olmak üzere usulsüzlükler) ancak Kanunda tanımlanan kabahat niteliğindeki eylemlerin tespiti üzerine kesilebilir. (VUK md. 364) Ayrıca vergi suçlarının kovuşturulması da (kovuşturma şartı olarak) vergi suçunu teşkil eden eylemlerin vergi incelemesiyle tespitine ve bu konuda mütalaa verilmesi koşuluna bağlanmıştır.
Vergi İncelemesinin Amacı Nedir? (VUK md. 367) VUK’un 364 ve 367. maddeleri dikkate alındığında vergi incelemesi sadece vergilendirme işlevine değil aynı zamanda Vergi Kanunlarına aykırı hareketler nedeniyle ortaya çıkan vergisel kabahat ve vergi suçlarının cezalandırılmasına da aracılık etmektedir.
Kaynak: Vergi İncelemesi (Dr. Tahir Erdem)